Uluslararası Siteler için SEO Rehberi
Hreflang yapılandırması, ccTLD/alt dizin stratejileri ve küresel arama motorları için yerelleştirme taktikleri.
Konuşmacılar: Okan Çakır
İçerik yazarı
22 Mar 2017
Video Transkripti
⏱ 12 dk okuma• 2.094 kelimeKonuşma metnini inceleyin veya dil değiştirin
Video Transkripti
⏱ 12 dk okuma• 2.094 kelimeKonuşma metnini inceleyin veya dil değiştirin
Herkese merhaba, ben Okan. Zeoda SEO analisti olarak görev yapıyorum. Bu videoda size, çok dilli ve çok bölgeli web siteleri için nasıl bir SEO stratejisi uygulayabilirsiniz, ondan bahsedeceğim. İster içerik, isterse e-ticaret sitesine sahip olun, sitenizi yeni bir bölgeye, yeni bir dile açmaya karar verirseniz, burada uygulayacağınız SEO süreci farklı olacaktır. Aslında bu optimizasyon süreci, yeni versiyonun adını nasıl belirleyeceğinize karar vermekle başlıyor. İlk maddem, web sitenizin adını nasıl belirleyeceğinizi anlatmak olacak. Burada 5 opsiyonunuz var; onların eksi ve artı yönlerini ele alacağım. İlk opsiyonunuz, yeni versiyonunuz için alt dizin kullanımı. Yani şu şekilde: site.com/en şeklinde yeni dil versiyonunuzu, yeni bölge versiyonunuzu konumlandırmak olacaktır. Ama burada sıklıkla karşılaştığımız bazı sorunlar var. Bunlardan ilki, yönetiminin verimli yapılamaması.
Genellikle IT tarafı bu fikre çok sıcak bakmayabiliyor. Çünkü özellikle yeni versiyon için farklı bir template kullanacaksanız veya farklı bir yapı kullanılacaksa, bu backend tarafında size güçlük yaratabilir. Örneğin, CMS'inizde sıkıntı varsa, içeriklerinizi girdiğinizde yanlış slug altında konumlandırılması, yani URL yapısında bozuklukla karşılaşmanız mümkün olabilir. Bir diğer eksiyon ise, aynı sunucuyu kullanmak farklı bölgeler için size verimli dönüş yapmayabilir. Çünkü aynı sunucuda size uzak olan bir ülkeyi hedeflemek, verimliliğinizi düşürebilir. Bir diğer sorun ise UX tarafında; yani kullanıcı arama sonucuna baktığında site.com şeklinde göreceği için, kendisine yönelik, kendi bölgesine veya kendi diline yönelik bir site olmadığı algısına kapılabilir.
Ama tabii bunun artı yönleri de var. Bunlardan ilki, mevcut domaininizin gücünü kullanmaktır. Yani var olan gücünüzü, yeni versiyonun hızlıca görünür kılınması için kullanabilirsiniz. Ayrıca yeni versiyondan gelecek backlinkler ve organik trafik gibi metrikler, sizin ana domaininizi de olumlu yönde etkileyebilir. Aynı zamanda Analytics ve Search Console'u da çok daha verimli kullanabilirsiniz. Çünkü sitenize kullanıcı girdiğinde, farklı dil ve bölge versiyonları arasında nasıl dolaşmış, nasıl bir etkileşim sağlamış, bunları çok daha tek bir konsol altında gözlemleyebilirsiniz. Ve sunucunun aynı olması, eksi yönde dönüş yaptığı gibi artı yönde de dönüş yapabiliyor bize. Çünkü aynı sunucuyu kullanmak kısmen daha az maliyetli olacaktır.
Belki de bu, alt dizin kullanımının en önemli ve sizin için markanızı güçlendirecek en büyük faktör, domain şeklinde arama sonuçlarında görüneceğiniz için marka gücünüzün korunması olacaktır. Bunun dışında bir diğer opsiyonunuz ise, uzantı, farklı bir uzantı altında yeni versiyonunuzu barındırmaktır. Örneğin, bu ülke seviyesinde ya da bölge seviyesinde olabilir. Yani site.com.tr ya da site.eu, yani Avrupa Birliği bölgesini hedefleyen bir site bu şekilde oluşturabilirsiniz. Bunun eksi yönlerinin başında, mevcut domain gücünüzden yararlanamamak geliyor. Yani site.com varken elinizde, site.com.tr diye farklı bir uzantı kullanmanız, mevcut domaininizin gücünden tam olarak faydalanamamanıza neden olur.
Bunun dışında, eğer aynı dili fakat farklı bölgeleri hedefleyen uzantılar kullanırsanız, örneğin İngiltere'yi hedefleyen co.uk ya da .us, yani Amerika'yı hedefleyen uzantıları kullandığınızda, bu iki sitenin altında aynı URL, aynı içerik olduğu zaman da, aynı dilde olduğunu varsayarsak, external duplication sorununa yol açabilir. Bir diğer eksiyon ise, bunun çok maliyetli olması. Yani bütün dil, bütün bölge versiyonları için farklı farklı uzantılar almanız ve bunları sunucularda barındırmanız gerekecektir. Bu noktada eksi yönlerimiz bu şekilde. Artı yönleri ise, Google'ın da dediği gibi com.tr ya da .eu şeklinde bir uzantı kullanmak, botların o bölgeyi daha iyi anlamlandırmasına, yani o bölgeyi hedeflediğinizi daha iyi anlamasına yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda bu tabii, kullanıcıların da arama sonuçlarında bunu daha iyi fark edebilmesini sağlar.
Ve yönetim süreci, alt dizine göre kısmen daha kolaydır. Çünkü burada bir nevi yeni bir site oluşturuyor gibi farklı yapı kullanabilirsiniz. Mevcut sitenizdeki sorunları giderek, sıfırdan daha temiz bir web sitesi oluşturabilirsiniz. Bunun eksi ve artı yönleri bu şekilde. Bir diğer opsiyonumuz ise, alt alan adının kullanılması. Yani fr.site.com şeklinde bir görünüme sahip olursunuz. Tabii alt alan adının da farklı eksi yönleri var. Bunlardan ilki, bu görünümle karşılaştığında kullanıcı spam algısı oluşabilir. Yani sizi biliyorsa ve farklı bir, yani markanızı biliyorsa ve bu şekilde farklı bir yapı görürse, bunu spam gibi düşünebilir. Kullanıcıyı kandırmaya yönelik bir site olarak görebilir. Bu nedenle arama sonuçlarınızdaki tıklama oranlarınız düşebilir.
Onun dışında UX hedefleme, yani kullanıcı tarafında hedeflemede bir diğer sıkıntı ise, bu fr'nin dili mi yoksa ülkeyi mi, yani Fransa'yı mı hedeflediğini kullanıcı tam anlayamayabilir. Bu nedenle sitenizin arama sonuçlarındaki performansı düşebilir. Bir diğer sorun ise, marka algısının kaybolması, zedelenmesi daha doğrusu. Örneğin, farklı bir ülkede bu şekilde subdomain ile bir görünümün yer aldığı reklam çıktığınızda, bu sizin marka algınızı biraz zedeleyebilir. Kullanıcılar çünkü direkt site.com şeklinde bir görünümüne daha alışkındır. Bunun dışında bunun yönetim süreci yine alt dizin kullanımına göre daha kolaydır. Çünkü burada subdomain'de backend tarafında daha iyi konumlandırma yapabilirsiniz. Aynı zamanda aynı sunucuyu kullanacağınız için maliyetleriniz kısmen daha düşük olacaktır.
Ve domain, mevcut domaininizi yani site.com'dan beslenmenizi ve onu da backlink ve organik trafikle beslemeniz, yani dolaylı yoldan size artı sağlar. Bir diğer opsiyonunuz ise, parametre kullanımı. Yani site.com/'dan sonra URL'de bir parametreyle dili veya ülkeyi belirtmeniz. Bu Google tarafından tavsiye edilmiyor, bunu açıkça yazmışlar. Bu nedenle eğer zor durumda kalmıyorsanız, bu opsiyonu tercih etmemelisiniz. Çünkü Search Console üzerinden hedefleme de yapamazsınız ve kullanıcıların ülke ve dil bazlı aramalarında büyük kayıplar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle botların ve kullanıcıların iyi hedeflenemediğini bu opsiyonda söyleyebiliriz. Son opsiyonumuz ise, yerelleştirme yapmak.
Yani site.com şeklindeki görünümünüzü, farklı bir ülkede, o ülkenin kültürel ya da dil farklılıklarına göre yeni bir site, bir üst düzey alan adıyla, farklı bir alan adıyla o bölgede faaliyet göstermenizdir. Mesela D-Website gibi Almanya'da farklı bir görünümle kullanıcıları hedefleyebilirsiniz. Ancak bunun tabii ki domainin gücünden yararlanamama ve belki de en önemlisi, markanın gücünü. Eğer bilindik bir markaysanız, o ülkede yeni adınızla kullanıcıların dikkatini çekmeyi başarmak için pazarlama faaliyetleri göstermeniz lazım. Bu nedenle çok fazla maliyet getirebilir size. Yani bunun kararına varmadan önce pazarlama ekibinizde artılarını ve eksilerini iyi değerlendirmelisiniz. Bunun tabii ki artısı, iyi bir yerelleştirme yaparsanız, o bölgede ve o dilde daha iyi görünüm elde etme şansınız var. Peki alan adı konusunda önümüzde bu kadar seçenek varken ve bunların artı ve eksi yönleri varken, ne yapabilirsiniz?
Bu noktada yapabileceğiniz en makul şey, sizin pazarlama ve yazılım ekibiyle bir araya gelip, izleyeceğiniz yöntemi beraber belirlemeniz olacaktır. Sizin ihtiyaçlarınız neler, teknik tarafta neleri yapabilirsiniz, bunları iyi bilmeniz gerekiyor. Bu noktada üç tane en popüler alan adı varyasyonu önümüzde. Bunlardan ilki, com.tr şeklinde uzantı seçimi. Eğer bir ülkede gerçekten ayrıca faaliyet gösteriyorsanız, oraya ait bir ayrı pazarlama kanalınız varsa ve o bölgeyi ayrıca hedefliyorsanız, arama motoru botlarının daha iyi görebildiği ülke düzeyinde uzantı tercih edebilirsiniz. Bunun dışında diyelim ki firmanızın resmi web sitesi ve çok fazla içeriğiniz yok.
Sadece kullanıcıları dil bazlı hedefliyorsunuz. Bu noktada alt dizin kullanımını tercih edebilirsiniz. Böylece analizlerinizi daha iyi yapabilirsiniz. Kullanıcıların takip ettiği, dolaştığı sayfaları daha iyi gözlemleyebilirsiniz. Bir diğer tercih ise subdomain kullanımı. Bu noktada markanız eğer gerçekten çok kuvvetliyse ve aynı domain altında bir subdomain ile farklı bir ülkeyi ve dili hedeflemeyi tercih ediyorsanız, bunu tercih edebilirsiniz. Mesela Alibaba, turkish.alibaba.com şeklinde. Wikipedia ise tr.wikipedia.org şeklinde bir yapılandırmaya sahip. Eğer firmanız bu kadar güçlü değilse, size bir şekilde zarar verebilir. Bu noktada hatta önümüzde Amazon örneği var. Amazon, Avrupa'daki kullanıcılar için, Almanya'daki özellikle, .de domaini altında tr alt dizini kurarak burada sitesini Türkçeleştirdi.
Ama .com.tr şeklinde ayrı bir uzantıyla yeni bir site yapmadı. Bunun da en azından şu an için Amazon'un Türkiye'de bir fiil faaliyet göstermediğinden, böyle bir tercihte bulunmadığını düşünüyorum. Bu noktada hedeflerinizi iyi belirlemeniz gerekiyor. Teknik tarafta yapabileceğiniz diğer iyileştirmeler ise, arama motoru botlarına hedeflediğimiz ülkeyi veya dili anlatmanın en iyi yolu, hreflang etiketlerinin kullanımıdır. Bu etiketler, sayfanın kaynak kodlarında head alanı arasında bu şekilde yapılmaktadır. Yani sizin İngilizce bir sayfanızın İrlanda'daki kullanıcıları hedeflediğini botlara anlatmayı istiyorsanız, bu şekilde bir işaretleme yapmanız gerekiyor. Bu işaretlemelerin tabii ki farklı versiyonları var. Mesela de kullanarak, sadece devamını getirmeyerek, sitenizin, o sayfanın Almanca içeriğe sahip olduğunu ve herhangi bir bölge hedeflemesinin olmadığını söylemiş olursunuz.
Ya da aynı dil içerisinde farklı bölgeleri hedefleyebilirsiniz. Mesela burada İrlanda'yı hedefliyorken, burada Büyük Britanya'yı bu şekilde hedefleyebiliriz. Ya da dil ve bölgeden tamamen farklı olarak, Almanca bir içeriğin İspanya'daki kullanıcıları hedeflediğini bu şekilde anlatırız. Eğer sitenizin girişinde kullanıcılara ülke ya da dil soruyorsanız, böyle bir landing page'iniz varsa, bunu da x-default ile yani herhangi bir işaretleme, herhangi bir hedefleme yapmadığınızı arama motoru botlarına anlatmanız gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken bazı unsurlar var. Gördüğümüz en büyük hatalardan birisi, tüm sayfa tiplerinde işaretlemenin ana sayfaya yönelik yapılması. Halbuki bir URL'nin, yani a URL'nin karşılığı b URL ise kaynak kodlarında o şekilde yer alması lazım ve bunların birbirini işaret etmesi, karşılıklı işaret etmesi lazım.
Aynı şekilde birden fazla dil işaretlemesi yapıyorsanız, yani a dilinden b diline işaretleme yaptıysanız, bunun kaynak kodlarında her iki dilin de yer alması ve her iki bölgenin veya yer alması ve birbirini işaret etmesi gerekiyor. Aksi takdirde botlar bunu tam anlamayabilir. Eğer herhangi bir bölge ya da dile yönelik işaretlemeniz yoksa, buna yer vermenize zaten gerek yok. Onun dışında non-HTML, yani HTML olmayan sayfalarınızda da işaretleme yapabilirsiniz. Örneğin PDF dosyalarında. Bunu da HTTP üst bilgisinde verebiliyoruz. Bazı sitelerde kullanıcıların IP ve çerez kullanımına göre sayfa versiyonlarına yönlendirme yapılması söz konusu oluyor. Ancak burada karşılaştığımız bazı büyük sıkıntılar olabiliyor. Çünkü Google botları Amerika kaynağından geldiği için, sizin sadece Amerika versiyonunuzu, İngilizce versiyonunuzu indekslemesi ve diğer versiyonları indekslememesi gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Peki bu işaretlemeleri yaptıktan sonra nasıl ölçümleyebilirsiniz? Bu noktada Google'ın aracı olan Search Console'a başvurabiliriz. Search Console'da sol tarafta uluslararası hedefleme alanında dil ve ülke olarak iki sekme bulunuyor. Dil sekmesi altında sizin kaç sayfanızda hreflang işaretlemesi var ve bunların kaçında hata alıyorsunuz, bunları görüp iyileştirmelerde bulunabilirsiniz. Ya da ülke sekmesi altında o sitenin genel olarak hangi ülkeyi hedeflediğini belirtebilirsiniz. Tabii bunlar genellikle teknik tarafta yapılan iyileştirmeler. Bir de içerik tarafında yapabileceğimiz iyileştirmeler var. Videonun başında bahsettiğim gibi, yeni bir ülkeye, yeni bir dile açıldığınız zaman, o ülkenin ve dilin kültürlerini de göz önünde bulundurmanız lazım.
Bu noktada buna yönelik yerelleştirme sürecinden geçmelisiniz. İlk olarak anahtar kelime analizinizi tabii ki o ülke ve o dile yönelik yapmanız gerekiyor. Şu şekilde örnek verebilirim. Mesela bir e-ticaret sitesisiniz ve farklı ülkeye açılıyorsunuz ve şemsiye satıyorsunuz. Birleşik Krallık'ta şemsiye, yani umbrella kelimesi 33.000 arama hacmine sahipken, Fransa'da paraplu kelimesi 18.000 arama hacmine sahip. Bunun da sebebi büyük ihtimalle Birleşik Krallık'ta günlerin çoğunun yağmurlu geçmesinden ve şemsiye aramasının çok fazla olmasından kaynaklanıyor. Bu noktada kategori yapınızı, sayfaların gücünü, aldığınız backlink'leri buna göre belirleyebilirsiniz. Bu farklı dil, yani dil bakımından farklı kelimelerde olacağı gibi, aynı dilde, yani farklı dillerde aynı kelimelerde de optimizasyon gerekebilir.
Nasıl olabilir? Birleşik Krallık'ta snowboard kelimesi 18.000 arama hacmine sahipken, Fransa'da snowboard 27.000 arama hacmine sahip. Bu büyük ihtimalle Fransa'da dağlarından dolayı kış turizminin oldukça canlı olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle sizin mevcut snowboard kategoriniz varsa, bunu o bölgeye yönelik optimize ederek daha iyi görünüm elde edebilirsiniz. Ya da bir e-ticaret sitesi dışında bir içerik sitesi de olabilirsiniz. Mesela haber sitesi olabilirsiniz. Diyelim ki Birleşik Krallık'ta yine site versiyonunuzu açacaksınız. Burada Royal Family, yani kraliyet ailesi, kraliyetin oldukça popüler olduğu Birleşik Krallık'ta bu arama 22.000 aylık arama hacmine sahip.
Fransa'da ise Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede bu arama, yani famille royale karşılığı 3.000 arama hacmine sahip. Bu nedenle sizin de içeriklerinizi buna göre üretmeniz, belki buna yönelik yeni sayfalar açmanız veya var olan sayfalarınızı o bölgede, o dilde kapatmanızı gerektiren noktalar olabilir. Bir diğer konu ise yerelleştirme konusu. Bunu şu şekilde sağlayabiliyoruz. İyi ki dil bazlı olabilir. Mesela hem Amerikan İngilizcesi ve İngiliz İngilizcesi olarak ikiye ayrılıyor İngilizce. Bu noktada siz diyelim ki Amerika'da faaliyet gösteren bir e-ticaret sitesisiniz ve İngiltere'ye giriş yapmak istiyorsunuz. Bu noktada sizin mevcut anahtar kelimeleriniz o bölgede farklılık gösterebilir. Mesela spor ayakkabı kelimesi, sneakers kelimesi Amerika'da 165.000 arama hacmine sahipken, İngiliz İngilizcesi olan karşılığı trainers 22.000 arama hacmine sahip.
Hemen Birleşik Krallık'a bakalım. Amerikan İngilizcesi olan spor ayakkabı sneakers 15.000 arama hacmine sahipken, trainers İngiliz İngilizcesi olan 110.000 arama hacmine sahip. Buradaki farklılıklar o ülkedeki dil kullanımının farklılığından gelmekte. Bu nedenle sizin de ona göre optimizasyon yapmanız gerekmekte. Bir diğer optimizasyon ise görsellerde olabilir. Örneğin Avrupa'da faaliyet gösteren bir sitenin Orta Doğu'ya girdiği süreçte görsellerde kullandığı stereotipleri aynen devam ettirmesi, o bölgede kullanıcı deneyiminin iyi olmamasına neden olabilir. Bu nedenle o bölgenin kültürüne yönelik görsellerde optimizasyon yapabilirsiniz. Ya da bu optimizasyon UX tarafında olabilir. Örneğin Arapça bir versiyon açıyorsanız, burada yeni kullanacağınız site yapısı Arapça dilinin yapısından dolayı farklı olabilir.
Tonlandırmaları, yan barları, kullandığınız yerleri kullanıcı deneyimini iyileştirmek adına değiştirebilirsiniz. Son değineceğim konu ise keyword cannibalization, yani anahtar kelime yamyamlığı. Bunu da şu şekilde açıklayabiliriz. Sizin aynı dilde hedeflediğiniz, yani sunduğunuz bir sayfa aynı anahtar kelimede arama sonuçlarında gözüküyorsa, botlar bunun sürekli yerini değiştirebilir. İkisi arasında farkı anlayamayabilir. Bu da genellikle ayrı uzantılarla aynı içerikleri sunmaktan kaynaklanan external duplication sorunuyla karşımıza çıkıyor. Bu noktada iki sayfayı farklılaştırmayı deneyebilirsiniz. Ya da kullanmadığınız ya da sizin için daha az önemli olanı canonical ile daha önemli olanı işaret ederek sağlayabilirsiniz. Genel olarak çok dilli ve çok bölgeli web siteleri için uygulayabileceğiniz yöntemler bunlar.
Bunun dışında eğer sizin de görüşleriniz olursa, eklemek istediğiniz noktalar olursa görüşlerinizi paylaşabilirsiniz bizimle.
Bu transkript, yapay zekâ destekli konuşma tanıma modeli ile oluşturulmuş ve dil kurallarına göre doğrulanmıştır.