Herkese merhaba, ben Okan. Zeoda SEO analisti olarak görev yapıyorum. Bu videoda size, çok dilli ve çok bölgeli web siteleri için nasıl bir SEO stratejisi uygulayabilirsiniz, ondan bahsedeceğim. İster içerik, isterse e-ticaret sitesine sahip olun, sitenizi yeni bir bölgeye, yeni bir dile açmaya karar verirseniz, burada uygulayacağınız SEO süreci farklı olacaktır. Aslında bu optimizasyon süreci, yeni versiyonun adını nasıl belirleyeceğinize karar vermekle başlıyor. İlk maddem, web sitenizin adını nasıl belirleyeceğinizi anlatmak olacak. Burada 5 opsiyonunuz var; onların eksi ve artı yönlerini ele alacağım. İlk opsiyonunuz, yeni versiyonunuz için alt dizin kullanımı. Yani şu şekilde: site.com/en şeklinde yeni dil versiyonunuzu, yeni bölge versiyonunuzu konumlandırmak olacaktır. Ama burada sıklıkla karşılaştığımız bazı sorunlar var. Bunlardan ilki, yönetiminin verimli yapılamaması.
Genellikle IT tarafı bu fikre çok sıcak bakmayabiliyor. Çünkü özellikle yeni versiyon için farklı bir template kullanacaksanız veya farklı bir yapı kullanılacaksa, bu backend tarafında size güçlük yaratabilir. Örneğin, CMS'inizde sıkıntı varsa, içeriklerinizi girdiğinizde yanlış slug altında konumlandırılması, yani URL yapısında bozuklukla karşılaşmanız mümkün olabilir. Bir diğer eksiyon ise, aynı sunucuyu kullanmak farklı bölgeler için size verimli dönüş yapmayabilir. Çünkü aynı sunucuda size uzak olan bir ülkeyi hedeflemek, verimliliğinizi düşürebilir. Bir diğer sorun ise UX tarafında; yani kullanıcı arama sonucuna baktığında site.com şeklinde göreceği için, kendisine yönelik, kendi bölgesine veya kendi diline yönelik bir site olmadığı algısına kapılabilir.
Ama tabii bunun artı yönleri de var. Bunlardan ilki, mevcut domaininizin gücünü kullanmaktır. Yani var olan gücünüzü, yeni versiyonun hızlıca görünür kılınması için kullanabilirsiniz. Ayrıca yeni versiyondan gelecek backlinkler ve organik trafik gibi metrikler, sizin ana domaininizi de olumlu yönde etkileyebilir. Aynı zamanda Analytics ve Search Console'u da çok daha verimli kullanabilirsiniz. Çünkü sitenize kullanıcı girdiğinde, farklı dil ve bölge versiyonları arasında nasıl dolaşmış, nasıl bir etkileşim sağlamış, bunları çok daha tek bir konsol altında gözlemleyebilirsiniz. Ve sunucunun aynı olması, eksi yönde dönüş yaptığı gibi artı yönde de dönüş yapabiliyor bize. Çünkü aynı sunucuyu kullanmak kısmen daha az maliyetli olacaktır.
Belki de bu, alt dizin kullanımının en önemli ve sizin için markanızı güçlendirecek en büyük faktör, domain şeklinde arama sonuçlarında görüneceğiniz için marka gücünüzün korunması olacaktır. Bunun dışında bir diğer opsiyonunuz ise, uzantı, farklı bir uzantı altında yeni versiyonunuzu barındırmaktır. Örneğin, bu ülke seviyesinde ya da bölge seviyesinde olabilir. Yani site.com.tr ya da site.eu, yani Avrupa Birliği bölgesini hedefleyen bir site bu şekilde oluşturabilirsiniz. Bunun eksi yönlerinin başında, mevcut domain gücünüzden yararlanamamak geliyor. Yani site.com varken elinizde, site.com.tr diye farklı bir uzantı kullanmanız, mevcut domaininizin gücünden tam olarak faydalanamamanıza neden olur.
Bunun dışında, eğer aynı dili fakat farklı bölgeleri hedefleyen uzantılar kullanırsanız, örneğin İngiltere'yi hedefleyen co.uk ya da .us, yani Amerika'yı hedefleyen uzantıları kullandığınızda, bu iki sitenin altında aynı URL, aynı içerik olduğu zaman da, aynı dilde olduğunu varsayarsak, external duplication sorununa yol açabilir. Bir diğer eksiyon ise, bunun çok maliyetli olması. Yani bütün dil, bütün bölge versiyonları için farklı farklı uzantılar almanız ve bunları sunucularda barındırmanız gerekecektir. Bu noktada eksi yönlerimiz bu şekilde. Artı yönleri ise, Google'ın da dediği gibi com.tr ya da .eu şeklinde bir uzantı kullanmak, botların o bölgeyi daha iyi anlamlandırmasına, yani o bölgeyi hedeflediğinizi daha iyi anlamasına yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda bu tabii, kullanıcıların da arama sonuçlarında bunu daha iyi fark edebilmesini sağlar.
Ve yönetim süreci, alt dizine göre kısmen daha kolaydır. Çünkü burada bir nevi yeni bir site oluşturuyor gibi farklı yapı kullanabilirsiniz. Mevcut sitenizdeki sorunları giderek, sıfırdan daha temiz bir web sitesi oluşturabilirsiniz. Bunun eksi ve artı yönleri bu şekilde. Bir diğer opsiyonumuz ise, alt alan adının kullanılması. Yani fr.site.com şeklinde bir görünüme sahip olursunuz. Tabii alt alan adının da farklı eksi yönleri var. Bunlardan ilki, bu görünümle karşılaştığında kullanıcı spam algısı oluşabilir. Yani sizi biliyorsa ve farklı bir, yani markanızı biliyorsa ve bu şekilde farklı bir yapı görürse, bunu spam gibi düşünebilir. Kullanıcıyı kandırmaya yönelik bir site olarak görebilir. Bu nedenle arama sonuçlarınızdaki tıklama oranlarınız düşebilir.
Onun dışında UX hedefleme, yani kullanıcı tarafında hedeflemede bir diğer sıkıntı ise, bu fr'nin dili mi yoksa ülkeyi mi, yani Fransa'yı mı hedeflediğini kullanıcı tam anlayamayabilir. Bu nedenle sitenizin arama sonuçlarındaki performansı düşebilir. Bir diğer sorun ise, marka algısının kaybolması, zedelenmesi daha doğrusu. Örneğin, farklı bir ülkede bu şekilde subdomain ile bir görünümün yer aldığı reklam çıktığınızda, bu sizin marka algınızı biraz zedeleyebilir. Kullanıcılar çünkü direkt site.com şeklinde bir görünümüne daha alışkındır. Bunun dışında bunun yönetim süreci yine alt dizin kullanımına göre daha kolaydır. Çünkü burada subdomain'de backend tarafında daha iyi konumlandırma yapabilirsiniz. Aynı zamanda aynı sunucuyu kullanacağınız için maliyetleriniz kısmen daha düşük olacaktır.
Ve domain, mevcut domaininizi yani site.com'dan beslenmenizi ve onu da backlink ve organik trafikle beslemeniz, yani dolaylı yoldan size artı sağlar. Bir diğer opsiyonunuz ise, parametre kullanımı. Yani site.com/'dan sonra URL'de bir parametreyle dili veya ülkeyi belirtmeniz. Bu Google tarafından tavsiye edilmiyor, bunu açıkça yazmışlar. Bu nedenle eğer zor durumda kalmıyorsanız, bu opsiyonu tercih etmemelisiniz. Çünkü Search Console üzerinden hedefleme de yapamazsınız ve kullanıcıların ülke ve dil bazlı aramalarında büyük kayıplar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle botların ve kullanıcıların iyi hedeflenemediğini bu opsiyonda söyleyebiliriz. Son opsiyonumuz ise, yerelleştirme yapmak.
Yani site.com şeklindeki görünümünüzü, farklı bir ülkede, o ülkenin kültürel ya da dil farklılıklarına göre yeni bir site, bir üst düzey alan adıyla, farklı bir alan adıyla o bölgede faaliyet göstermenizdir. Mesela D-Website gibi Almanya'da farklı bir görünümle kullanıcıları hedefleyebilirsiniz. Ancak bunun tabii ki domainin gücünden yararlanamama ve belki de en önemlisi, markanın gücünü. Eğer bilindik bir markaysanız, o ülkede yeni adınızla kullanıcıların dikkatini çekmeyi başarmak için pazarlama faaliyetleri göstermeniz lazım. Bu nedenle çok fazla maliyet getirebilir size. Yani bunun kararına varmadan önce pazarlama ekibinizde artılarını ve eksilerini iyi değerlendirmelisiniz. Bunun tabii ki artısı, iyi bir yerelleştirme yaparsanız, o bölgede ve o dilde daha iyi görünüm elde etme şansınız var. Peki alan adı konusunda önümüzde bu kadar seçenek varken ve bunların artı ve eksi yönleri varken, ne yapabilirsiniz?
Bu noktada yapabileceğiniz en makul şey, sizin pazarlama ve yazılım ekibiyle bir araya gelip, izleyeceğiniz yöntemi beraber belirlemeniz olacaktır. Sizin ihtiyaçlarınız neler, teknik tarafta neleri yapabilirsiniz, bunları iyi bilmeniz gerekiyor. Bu noktada üç tane en popüler alan adı varyasyonu önümüzde. Bunlardan ilki, com.tr şeklinde uzantı seçimi. Eğer bir ülkede gerçekten ayrıca faaliyet gösteriyorsanız, oraya ait bir ayrı pazarlama kanalınız varsa ve o bölgeyi ayrıca hedefliyorsanız, arama motoru botlarının daha iyi görebildiği ülke düzeyinde uzantı tercih edebilirsiniz. Bunun dışında diyelim ki firmanızın resmi web sitesi ve çok fazla içeriğiniz yok.
Sadece kullanıcıları dil bazlı hedefliyorsunuz. Bu noktada alt dizin kullanımını tercih edebilirsiniz. Böylece analizlerinizi daha iyi yapabilirsiniz. Kullanıcıların takip ettiği, dolaştığı sayfaları daha iyi gözlemleyebilirsiniz. Bir diğer tercih ise subdomain kullanımı. Bu noktada markanız eğer gerçekten çok kuvvetliyse ve aynı domain altında bir subdomain ile farklı bir ülkeyi ve dili hedeflemeyi tercih ediyorsanız, bunu tercih edebilirsiniz. Mesela Alibaba, turkish.alibaba.com şeklinde. Wikipedia ise tr.wikipedia.org şeklinde bir yapılandırmaya sahip. Eğer firmanız bu kadar güçlü değilse, size bir şekilde zarar verebilir. Bu noktada hatta önümüzde Amazon örneği var. Amazon, Avrupa'daki kullanıcılar için, Almanya'daki özellikle, .de domaini altında tr alt dizini kurarak burada sitesini Türkçeleştirdi.
Ama .com.tr şeklinde ayrı bir uzantıyla yeni bir site yapmadı. Bunun da en azından şu an için Amazon'un Türkiye'de bir fiil faaliyet göstermediğinden, böyle bir tercihte bulunmadığını düşünüyorum. Bu noktada hedeflerinizi iyi belirlemeniz gerekiyor. Teknik tarafta yapabileceğiniz diğer iyileştirmeler ise, arama motoru botlarına hedeflediğimiz ülkeyi veya dili anlatmanın en iyi yolu, hreflang etiketlerinin kullanımıdır. Bu etiketler, sayfanın kaynak kodlarında head alanı arasında bu şekilde yapılmaktadır. Yani sizin İngilizce bir sayfanızın İrlanda'daki kullanıcıları hedeflediğini botlara anlatmayı istiyorsanız, bu şekilde bir işaretleme yapmanız gerekiyor. Bu işaretlemelerin tabii ki farklı versiyonları var. Mesela de kullanarak, sadece devamını getirmeyerek, sitenizin, o sayfanın Almanca içeriğe sahip olduğunu ve herhangi bir bölge hedeflemesinin olmadığını söylemiş olursunuz.
Ya da aynı dil içerisinde farklı bölgeleri hedefleyebilirsiniz. Mesela burada İrlanda'yı hedefliyorken, burada Büyük Britanya'yı bu şekilde hedefleyebiliriz. Ya da dil ve bölgeden tamamen farklı olarak, Almanca bir içeriğin İspanya'daki kullanıcıları hedeflediğini bu şekilde anlatırız. Eğer sitenizin girişinde kullanıcılara ülke ya da dil soruyorsanız, böyle bir landing page'iniz varsa, bunu da x-default ile yani herhangi bir işaretleme, herhangi bir hedefleme yapmadığınızı arama motoru botlarına anlatmanız gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken bazı unsurlar var. Gördüğümüz en büyük hatalardan birisi, tüm sayfa tiplerinde işaretlemenin ana sayfaya yönelik yapılması. Halbuki bir URL'nin, yani a URL'nin karşılığı b URL ise kaynak kodlarında o şekilde yer alması lazım ve bunların birbirini işaret etmesi, karşılıklı işaret etmesi lazım.
Aynı şekilde birden fazla dil işaretlemesi yapıyorsanız, yani a dilinden b diline işaretleme yaptıysanız, bunun kaynak kodlarında her iki dilin de yer alması ve her iki bölgenin veya yer alması ve birbirini işaret etmesi gerekiyor. Aksi takdirde botlar bunu tam anlamayabilir. Eğer herhangi bir bölge ya da dile yönelik işaretlemeniz yoksa, buna yer vermenize zaten gerek yok. Onun dışında non-HTML, yani HTML olmayan sayfalarınızda da işaretleme yapabilirsiniz. Örneğin PDF dosyalarında. Bunu da HTTP üst bilgisinde verebiliyoruz. Bazı sitelerde kullanıcıların IP ve çerez kullanımına göre sayfa versiyonlarına yönlendirme yapılması söz konusu oluyor. Ancak burada karşılaştığımız bazı büyük sıkıntılar olabiliyor. Çünkü Google botları Amerika kaynağından geldiği için, sizin sadece Amerika versiyonunuzu, İngilizce versiyonunuzu indekslemesi ve diğer versiyonları indekslememesi gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Peki bu işaretlemeleri yaptıktan sonra nasıl ölçümleyebilirsiniz? Bu noktada Google'ın aracı olan Search Console'a başvurabiliriz. Search Console'da sol tarafta uluslararası hedefleme alanında dil ve ülke olarak iki sekme bulunuyor. Dil sekmesi altında sizin kaç sayfanızda hreflang işaretlemesi var ve bunların kaçında hata alıyorsunuz, bunları görüp iyileştirmelerde bulunabilirsiniz. Ya da ülke sekmesi altında o sitenin genel olarak hangi ülkeyi hedeflediğini belirtebilirsiniz. Tabii bunlar genellikle teknik tarafta yapılan iyileştirmeler. Bir de içerik tarafında yapabileceğimiz iyileştirmeler var. Videonun başında bahsettiğim gibi, yeni bir ülkeye, yeni bir dile açıldığınız zaman, o ülkenin ve dilin kültürlerini de göz önünde bulundurmanız lazım.
Bu noktada buna yönelik yerelleştirme sürecinden geçmelisiniz. İlk olarak anahtar kelime analizinizi tabii ki o ülke ve o dile yönelik yapmanız gerekiyor. Şu şekilde örnek verebilirim. Mesela bir e-ticaret sitesisiniz ve farklı ülkeye açılıyorsunuz ve şemsiye satıyorsunuz. Birleşik Krallık'ta şemsiye, yani umbrella kelimesi 33.000 arama hacmine sahipken, Fransa'da paraplu kelimesi 18.000 arama hacmine sahip. Bunun da sebebi büyük ihtimalle Birleşik Krallık'ta günlerin çoğunun yağmurlu geçmesinden ve şemsiye aramasının çok fazla olmasından kaynaklanıyor. Bu noktada kategori yapınızı, sayfaların gücünü, aldığınız backlink'leri buna göre belirleyebilirsiniz. Bu farklı dil, yani dil bakımından farklı kelimelerde olacağı gibi, aynı dilde, yani farklı dillerde aynı kelimelerde de optimizasyon gerekebilir.
Nasıl olabilir? Birleşik Krallık'ta snowboard kelimesi 18.000 arama hacmine sahipken, Fransa'da snowboard 27.000 arama hacmine sahip. Bu büyük ihtimalle Fransa'da dağlarından dolayı kış turizminin oldukça canlı olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle sizin mevcut snowboard kategoriniz varsa, bunu o bölgeye yönelik optimize ederek daha iyi görünüm elde edebilirsiniz. Ya da bir e-ticaret sitesi dışında bir içerik sitesi de olabilirsiniz. Mesela haber sitesi olabilirsiniz. Diyelim ki Birleşik Krallık'ta yine site versiyonunuzu açacaksınız. Burada Royal Family, yani kraliyet ailesi, kraliyetin oldukça popüler olduğu Birleşik Krallık'ta bu arama 22.000 aylık arama hacmine sahip.
Fransa'da ise Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede bu arama, yani famille royale karşılığı 3.000 arama hacmine sahip. Bu nedenle sizin de içeriklerinizi buna göre üretmeniz, belki buna yönelik yeni sayfalar açmanız veya var olan sayfalarınızı o bölgede, o dilde kapatmanızı gerektiren noktalar olabilir. Bir diğer konu ise yerelleştirme konusu. Bunu şu şekilde sağlayabiliyoruz. İyi ki dil bazlı olabilir. Mesela hem Amerikan İngilizcesi ve İngiliz İngilizcesi olarak ikiye ayrılıyor İngilizce. Bu noktada siz diyelim ki Amerika'da faaliyet gösteren bir e-ticaret sitesisiniz ve İngiltere'ye giriş yapmak istiyorsunuz. Bu noktada sizin mevcut anahtar kelimeleriniz o bölgede farklılık gösterebilir. Mesela spor ayakkabı kelimesi, sneakers kelimesi Amerika'da 165.000 arama hacmine sahipken, İngiliz İngilizcesi olan karşılığı trainers 22.000 arama hacmine sahip.
Hemen Birleşik Krallık'a bakalım. Amerikan İngilizcesi olan spor ayakkabı sneakers 15.000 arama hacmine sahipken, trainers İngiliz İngilizcesi olan 110.000 arama hacmine sahip. Buradaki farklılıklar o ülkedeki dil kullanımının farklılığından gelmekte. Bu nedenle sizin de ona göre optimizasyon yapmanız gerekmekte. Bir diğer optimizasyon ise görsellerde olabilir. Örneğin Avrupa'da faaliyet gösteren bir sitenin Orta Doğu'ya girdiği süreçte görsellerde kullandığı stereotipleri aynen devam ettirmesi, o bölgede kullanıcı deneyiminin iyi olmamasına neden olabilir. Bu nedenle o bölgenin kültürüne yönelik görsellerde optimizasyon yapabilirsiniz. Ya da bu optimizasyon UX tarafında olabilir. Örneğin Arapça bir versiyon açıyorsanız, burada yeni kullanacağınız site yapısı Arapça dilinin yapısından dolayı farklı olabilir.
Tonlandırmaları, yan barları, kullandığınız yerleri kullanıcı deneyimini iyileştirmek adına değiştirebilirsiniz. Son değineceğim konu ise keyword cannibalization, yani anahtar kelime yamyamlığı. Bunu da şu şekilde açıklayabiliriz. Sizin aynı dilde hedeflediğiniz, yani sunduğunuz bir sayfa aynı anahtar kelimede arama sonuçlarında gözüküyorsa, botlar bunun sürekli yerini değiştirebilir. İkisi arasında farkı anlayamayabilir. Bu da genellikle ayrı uzantılarla aynı içerikleri sunmaktan kaynaklanan external duplication sorunuyla karşımıza çıkıyor. Bu noktada iki sayfayı farklılaştırmayı deneyebilirsiniz. Ya da kullanmadığınız ya da sizin için daha az önemli olanı canonical ile daha önemli olanı işaret ederek sağlayabilirsiniz. Genel olarak çok dilli ve çok bölgeli web siteleri için uygulayabileceğiniz yöntemler bunlar.
Bunun dışında eğer sizin de görüşleriniz olursa, eklemek istediğiniz noktalar olursa görüşlerinizi paylaşabilirsiniz bizimle.
Hey everyone, I'm Okan. I work as an SEO analyst at Zeo. In this video, I'll walk you through SEO strategy for multilingual and multi-regional websites. Maybe you run a content site. Maybe you run an e-commerce store. Either way. Opening up to a new region or a new language changes your whole SEO process. That optimization process actually starts with naming the new version. So my first point is how to pick your website's name. You've got 5 options here. I'll go through the pros and cons of each one.
Your first option is a subdirectory for the new version. It looks like this: site.com/en. That's where your new language or region version lives. But we run into some common problems here. The first one is inefficient management. The IT side usually isn't thrilled about this idea. Say you need a different template for the new version. Or a different structure altogether. That can get messy on the backend. For example, if your CMS has issues, content can land under the wrong slug. That means a broken URL structure. Another downside: one shared server won't always perform well across different regions.
Targeting a country far from your server can hurt performance. There's also a UX problem. The user sees site.com in the search results. So they may feel the site isn't built for their region or their language. But there are upsides too. First, you get to use your existing domain's strength. You can push that authority into making the new version visible fast. Plus, backlinks and organic traffic from the new version can lift your main domain too. You also get much more out of Analytics and Search Console. When a user lands on your site. You see how they move between language and region versions. You see how they engage. All of it under one console.
And the shared server cuts both ways. It's a downside, but it's an upside too. Using the same server costs you less. Maybe this is the biggest win of subdirectories for your brand. You show up as the same domain in search results. So your brand strength stays intact. Your other option is hosting the new version under a different extension. For example, this can be at the country level or the region level. So site.com.tr, or site.eu for a site targeting the European Union. You can set one up that way. The biggest downside? You can't tap into your existing domain strength.
So if you already have site.com. Using a separate extension like site.com.tr means you won't fully benefit from your current domain's authority. On top of that, say you use extensions targeting the same language but different regions. Think co.uk for the UK, or .us for the States. If both sites have the same URL and the same content. In the same language, that can cause external duplication problems. Another downside is the cost. It adds up fast. You'd need to buy separate extensions for every language and region version. Then you have to host them all on servers. So those are the downsides.
On the plus side, as Google says. Using an extension like com.tr or .eu helps bots make sense of that region. It signals clearly that you're targeting that region. It also makes it easier for users to spot in search results. And managing it is a bit easier than a subdirectory. Because here you can use a different setup. It's almost like building a brand new site. You can fix what's broken on your current site. You get a cleaner web site from scratch. Those are the pros and cons.
Our other option is using a subdomain. So you'd end up with something like fr.site.com. Of course, subdomains have their own downsides. The first one is user perception. People may see that setup and think spam. So if they know you, if they know your brand. And then they see a different structure, they might read it as spam. They might see it as a site built to trick them. That can drop your click-through rates in Search results. Beyond that, there's a UX targeting problem. Users may not know if "fr" means the language or the country. Is it French, or is it France? That confusion can hurt how your site performs in Search results.
Another problem is brand perception. It gets damaged, really. Say your ad shows up in another country with that subdomain look. That can chip away at your brand perception. Users are just more used to seeing plain site.com. Beyond that, managing it is easier than running a subdirectory. On a subdomain you get better positioning on the backend side. And since you're on the same server, your costs stay a bit lower. Plus you feed off your existing domain, site.com. You feed that domain with backlinks and organic traffic. So it helps you indirectly. Another option is using parameters. That means flagging the language or country with a parameter in the URL after site.com/.
Google doesn't recommend this. They spelled it out. So unless you're really stuck, skip this option. You can't set targeting in Search Console either. And you can lose a lot on country and language based searches. So with this option, bots and users both get poor targeting. Our last option is localization. That means taking your site.com presence and building a new site for another country. You match that country's cultural and language differences. You run it on a separate top-level domain in that region. Think D-Website. You can target German users with a totally different look.
But of course, you lose the domain's authority. And maybe most important, the brand's power. If you're a known brand, users in that country won't recognize your new name. You'll need marketing work to grab their attention. That can get expensive fast. So weigh the pros and cons with your marketing team first. The upside is real. Do localization well. And you've got a shot at better visibility in that region and language. So with all these domain options on the table, each with tradeoffs. What do you do?
The smartest move here is simple. Get your marketing and engineering teams in one room. Decide on the approach together. Know what you actually need. Know what's technically possible on your end. There are three popular domain variations to pick from. The first one is a country extension like com.tr. Say you genuinely operate in that country. You've got a separate marketing channel there. You're targeting that region specifically. Then go with a country-level extension. Search engine bots read those more clearly. Otherwise, let's say it's just your company's official web site. Not much content on it.
You're only targeting users by language. A subdirectory works well here. It makes your analytics much cleaner. You can see which pages users follow and browse. The other option is a subdomain. Go this route if your brand is genuinely strong. It fits when you want one domain with a subdomain per country and language. Alibaba does it as turkish.alibaba.com. Wikipedia runs tr.wikipedia.org. If your company isn't that strong, it can hurt you. Look at Amazon as an example. Amazon serves European users, especially in Germany. It built a tr subdirectory under the .de domain. That's where it put the Turkish version of the site.
It didn't launch a separate site on .com.tr. I think that's because Amazon doesn't actually operate in Turkey yet. At least not for now. So you need to define your targets clearly. Now for other technical improvements you can make. The best way to tell search engine bots your target country or language is hreflang tags. These tags go in the page source. You place them inside the head section like this. So say you want to tell bots your English page targets users in Ireland. You need to mark it up like this. These markups come in different versions, of course. For example, you use "de" and stop there. That tells search engines the page is in German. No region targeting at all.
Or you can target different regions inside the same language. Here we're targeting Ireland. And here we can target Great Britain like this. Or you can mix language and region freely. This is how we say German content targets users in Spain. Maybe your site's entry page asks users for a country or language. If you have that kind of landing page, use x-default. It tells search engine bots you're doing no targeting there. There are a few things we need to watch out for here.
One of the biggest mistakes we see is markup pointing every page type at the homepage. But if URL A maps to URL B. The source code has to say exactly that. And they need to point at each other. Both directions. Same goes if you mark up more than one language. Say you point language A at language B. Both languages have to appear in the source code. Both regions too. And they have to reference each other. Otherwise bots may not get it right.
If you don't have any region or language targeting, you don't need to include it. Beyond that, you can also mark up non-HTML pages. PDF files, for example. We can pass that in the HTTP header. Some sites redirect users to page versions based on IP and cookies. But that can cause some big headaches. Google's bots crawl from the US. So you might see Google index only your US version, your English version. The other versions get left out. So how do you measure all this after you've added the markup? This is where Google's own tool, Search Console, comes in. In Search Console, under international targeting on the left, there are two tabs. Language and country. Under the language tab, you can see how many pages carry hreflang markup. You can also see how many throw errors and fix them.
Or under the country tab, you can set which country the site targets overall. These are mostly technical-side improvements, of course. There's also work we can do on the content side. Like I said at the start of the video. When you open up to a new country or language. You have to account for that culture too. That means going through a localization process. First, you obviously need to do your keyword research for that country and language. Here's an example. Say you run an e-commerce site. You're expanding into a new country, and you sell umbrellas.
In the UK, the word "umbrella" pulls 33,000 searches. In France, "parapluie" gets 18,000. The reason is probably simple. It rains most days in the UK. So people search for umbrellas a lot. This is where you shape your category structure. Same for page authority and the backlinks you earn. This applies to different words across languages. It also applies to the same word in different languages. How does that work? In the UK, "snowboard" gets 18,000 searches. In France, it gets 27,000. That's likely because winter tourism is huge there. The mountains drive it. So if you already have a snowboard category, optimize it for that region. You'll get better visibility.
Or maybe you're not an e-commerce site at all. You could run a content site. A news site, for example. Say you're launching your UK version. "Royal Family" is a big deal there. That search gets 22,000 per month. France is a republic. There, "famille royale" only gets 3,000 searches. So you should build your content around that. Maybe you launch new pages for it. Or maybe you shut down existing pages in that region and language. Another topic is localization. Here's how we handle it. It can be language-based. English splits in two, for example. American English and British English. Say you're an e-commerce site operating in the US. And you want to enter the UK market.
Your existing keywords can behave differently in that region. Take the word sneakers. It gets 165,000 searches a month in the US. The British English equivalent, trainers, gets 22,000. Now let's look at the United Kingdom. There, the American term sneakers gets 15,000 searches. Trainers, the British English word, gets 110,000. These gaps come from how language is used in each country. So you need to optimize accordingly. Another kind of optimization is on images. Say a site operating in Europe expands into the Middle East. If it keeps using the same stereotypes in its images, the user experience there suffers.
So you can optimize your images for that region's culture. Or the optimization can happen on the UX side. Say you're launching an Arabic version. The site structure you use there may need to differ. Arabic's own structure demands it. You can change the tone, the sidebars, and the placements you use. Do it to improve the user experience. The last topic I'll touch on is keyword cannibalization. Let me explain it like this. Say two of your pages target the same keyword in the same language. If both show up in Search results, bots may keep swapping their positions. They might not tell the difference between them. This usually shows up as external duplication. That happens when you serve the same content on separate domain extensions.
At this point, try to differentiate the two pages. Or take the one you don't use, or the one that matters less. Point it at the more important one with a canonical. Broadly, these are the methods you can apply for multilingual and multi-regional web sites. Beyond that, if you have thoughts of your own, share them with us. If there's anything you'd add, we'd love to hear it.
This transcript was generated using AI speech recognition and verified against subtitle style rules.